corpera.com

Koronavirüs Salgınında Çalışan İlişkileri - 2

Koronavirüs Salgınında Çalışan İlişkileri:

Adaletli Olmaya Dikkat Edin! 

Bir önceki yazımızda (Koronavirüs Salgınında Çalışan İlişkileri Nasıl Yönetilmeliözellikle çalışanlar ve işverenler arasında Koronavirüs krizinin ortaya çıkarabileceği problem alanlarını tartışmıştık. Bu yazıda ise “Adalet ve Sınıf Çatışması Riski” konusuna değineceğiz.

Screen Shot 2020-02-04 at 20.33.23

Birçok şirket beyaz yaka çalışanlarının sağlığını korumak için onları evden çalışmaya teşvik ediyor. Ancak bir de işin mavi yaka tarafı var. Fiili üretimde bulunan endüstri işçileri üretim faaliyetleri durmadığı sürece işlerinin başında. Faaliyetlerini askıya alan şirketlerde ise, ücretsiz izinler ya da sözleşmelerin askıya alınması uygulamalarına gidilmekte. Aynı durum tedarik zincirindeki çalışanlar için de geçerli. Bu durumda mavi yaka çalışanların hayati risk taşımaları, bundan dolayı çalışmak istememeleri veya beyaz yaka çalışanlarla farklı uygulamalara tâbi olmaları, şirket içindeki adalet duygusunu zedeleyebilir. İşçi örgütlerinde de yayılmaya başlayan bu söylem ayrışmayı derinleştirme ve ileride başka krizlere yol açma riskini de beraberinde taşıyor. Bu nedenle çalışanlarla ilişkilerin şu anda nasıl yönetildiği bütün organizasyonlar için geleceğin belirleyicisi olacak.

Peki bu riskleri önlemek mümkün mü? Meselenin çok boyutlu olduğu anlaşılır ve her boyutuna ilişkin doğru adımlar atılırsa iş devamlılığını sağlamak mümkün olur. 

Gerek mevcut iş ilişkisinin düzenlenmesi gerekse yeni duruma uyum sağlamak için atılan adımların hukuki altyapısı konusunda işverenlerin ve çalışanların onlarca sorusu var. Birçok sorunun hukuk zemininde cevabına ulaşmak mümkün. Ancak özellikle kriz dönemlerinde bir konuda yasal olanı yapmak ile âdil olanı yapmak arasında büyük farklar oluşabiliyor. Aynı şekilde bir kararın uzun süreli iş ilişkilerine ve iş sonuçlarına etkisini hesaplayabilmek ve itibari sonuçlarını değerlendirmek, iş sürekliliği açısından çok kritik önem arz ediyor.

Her gün bir Genel Müdür ya da İnsan Kaynakları yöneticisi, onlarca soruyla yüzleşiyor, kritik kararlar vermek durumunda kalıyor. İşçilerinizi çalışmaya nasıl ikna edeceksiniz? Çalışanlarınıza bu kararı hangi araçlarla nasıl duyuracaksınız? Çalışmaya ara veren çalışanlarınıza iki hafta sonra işbaşı yaptırmak istediğinizde nasıl ikna edeceksiniz? Çalışanınızın sözleşmesini askıya almalı mısınız? Tedarikçi ödemelerinizi geciktirmeli misiniz? Bir çalışanınızın ailesinde şüpheli bir sağlık sorunu belirirse, nasıl aksiyon alacaksınız? Toplu İş Sözleşmesi görüşmelerini nasıl yürüteceksiniz? Beyaz yakanız uzaktan çalışırken, işçinizi nasıl motive edeceksiniz? Maalesef bu soruların, hukuki meselelerde olduğu gibi tüm işletmelere uyan standart cevapları yok.

Cevapların her biri farklılaşacak da olsa, tüm adımları atmadan önce dört filtreden geçirmek ve doğru aksiyonları belirlemek mümkün. Bu noktada verilecek kararlar, işletmelerin bir krizle karşı karşıya kalması veya bu zorlu dönemden güçlü çalışan ilişkileri ile çıkarak sürdürülebilir bir şirkete dönüşmesi arasındaki ince çizginin ne tarafında kalacağını tayin edecek.

Screen Shot 2020-03-24 at 17.34.27

 

• Krizle Mücadeleye Destek Oluyor Mu?

Günümüzde şirketler uluslararası bağlantıları, bilgiye erişim avantajları, lojistik güçleri, üretimden gelen birikimleri ve yaygın iş birlikleri ve örgütlü olmaları nedeniyle bu tür krizlerde çözümün önemli parçaları olurlar. Şirketlerin Koronavirüs krizine karşı küresel ve ulusal dayanışmanın parçası olması sadece etik bir sorumluluk değil aynı zamanda işlerinin de gereğidir. Bu kapsamda, bu kritik dönemde alınan tüm aksiyonların küresel krizle mücadeleye olan etkisini değerlendirmek gerekir.

Öncelikle krizle mücadeleye destek olmak için çalışanların, tedarikçilerin ve müşterilerin sağlık ve güvenliğinin tesis edilmesi birinci zorunluluktur. Salgının kontrol altına alınması için gerek uluslararası örgütlerin gerekse hükümetin koyduğu kısıtlara, yönlendirmelere ve uygulamalara tam uyum sağlanmalıdır.

Bunun yanı sıra şirket kriz döneminin atlatılması için kritik öneme sahip bir hizmet ya da ürün sağlıyor mu sorusunu içtenlikle cevaplamalıdır. Örneğin, gıda, sağlık ve hijyen ürün ve hizmetleri sağlayan bir işletmenin bu zor günlerde açık kalması, toplumsal faydanın sağlanmasına ilişkin bir fedakârlık olduğu kadar bir zorunluluktur. Bu durumda işveren, sağladığı hizmet ve ürünlerin sekteye uğramadan talep sahiplerine ulaşmasını garanti altına alacak önlemleri almakla yükümlüdür. Çalışanların da aynı bilinçle davranması, bunun için gerekli iletişimin yine işveren tarafından sürekli olarak yapılması gerekir. Böylece hem çalışanların fedakarlıkları takdir edilmiş hem de kurumsal itibar korunmuş olur.

• Adil Mi?

Kriz döneminde işverenin atacağı tüm adımları, âdiliyet filtresinden geçirmesi gerekir. Burada adil davranmaktan öte adil olma kavramını kullanıyoruz. Adil olmak, içselleştirilmiş bir âdiliyet ve isabetli bir empati gerektirir. Örneğin, işini devam ettirmek zorunda olan bir işletmede, çalışanların riskini minimize edecek önlemler aldınız mı? Çalışana gönül rahatlığıyla çalışabileceğini söyleyebiliyor musunuz? Buna evet yanıtını verebilmek için, önlem aldığınız üretim tesisinde yönetici olarak bulunabiliyor olmanız gerekir. Tedarikçi sözleşmesinin durumundan, çalışanlara ücretsiz izin vermeye kadar her türlü seçenek için adil olma filtresini kullanmak gerekir. Kendinizi, paydaşlarınız yerine koyun, alacağınız karar basit bir fırsattan istifade mi?  Aynı kişi yerinde siz olsanız içiniz rahat eder miydi? sorularını cevaplayın. 

Bu kriz bir gün sona erecek. O gün, kriz döneminde adil olan şirketlerin kamuoyu nezdindeki itibarı, adil olmayanlardan çok daha güçlü olacak. 

• Şeffaf ve Katılımcı Mı?

Herhangi bir kararı almadan önce, karardan etkilenen kişilerle açık ve şeffaf olarak bilginin paylaşıldığından, karar sürecinde olabildiğince katılımcı yöntemler belirlendiğinden emin olmak zaruridir. Bunu sağlamak için, sürecin birinci gününden itibaren istikrarlı ve tutarlı şekilde bilgi kaynağı olmak gerekir. Şeffaf bir şekilde alınan önlemlerden, krizin yol açabileceği problemlere kadar paydaşları haberdar etmek güvenilirliği arttıracaktır. Temel kararları almadan, karardan etkilenecek paydaşlarla istişare etmek, işlerin durdurulduğu dönemde dahi iletişimi sürdürmek alınan aksiyonların herkes tarafından sahiplenilmesini sağlayacaktır.

• Sürdürülebilir Mi?

Sadece bu dönemde değil; ancak şimdi öncelikle sağlık gelir ve bunu işin sürekliliği takip eder. Eğer, krizden sonra işimizi devam ettiremezsek başta kendimiz olmak üzere çalışanlarımıza, tedarikçilerimize ve genel olarak ekonomiye değer üretemeyiz. Bu nedenle, alacağımız kararlarda, işimizin sürekliliğini sağladığımızdan emin olmalıyız. Süreklilik derken sadece bugünden bahsetmiyorum. Daha önce de söylediğim gibi bu kriz bir gün sona erecek. Belki bir ay sonra belki iki yıl sonra. Ne zaman biterse bitsin, alacağımız kararların geleceğimizi ipotek altına almadığından emin olmalıyız. Bu finansal olabileceği gibi itibari de olabilir. Kriz dönemini, işimizin sürekliliğini sağlayacak, iş modellerini denemek, geliştirmek için kullanmalıyız. Üretim alanlarında olası riskleri minimize ederek verimliliği arttıracak çalışmaları denemeliyiz.

Diğer yandan da bugün sahip olduğumuz, işimizin devamlılığı için kritik tedarikçi ve çalışanlarımızın bu süreci en az zararla atlatmaları için aksiyonlar almalıyız. Bugün aldığımız kararların bedelini yarın ödeyeceğimizi unutmayalım. Her şey normale döndüğünde, hatalı kararları nedeniyle tedarik zincirini, kritik çalışanlarını kaybeden bir işletmenin ayakta kalması mümkün olmayacaktır.

 

Sonuç

Şirketlerin kendini koruma, işine devam etme refleksine sahip olmasının önemini belirtmiştim. Unutulmamalıdır ki çalışanlar ve sendikalar da aynı reflekse sahiptir. Kriz döneminde elini taşın altına koyan çalışanların, kriz sona erdikten sonra emeklerinin ve aldıkları riskin karşılığını beklemelerini normal karşılamak gerekir. Bu beklentinin yöneleceği muhatap elbette işveren olacaktır.

Burada temel ilkemiz üretilen itibari veya ticari kazancın hakkaniyetli bir şekilde paylaşılmasıdır. Örnek vermek gerekirse, toplumsal dayanışmanın parçası olan ve halk sağlığına, devletlerin krizle mücadelesine mal, hizmet ve bağışlarıyla destek olan şirketlerin çalışmalarını duyurması önemlidir. Bu duyurular, sektördeki diğer oyuncuları da teşvik ederek domino etkisi oluşturur. Ancak, bu tür bir duyurudan elde edilen itibari kazanımın çalışanlarla (işçiler, lojistik çalışanları, mağaza çalışanları vb.) paylaşmak sürdürülebilirlik ve adil olmak açısından değerlidir. 

Bu krizi hep birlikte atlatacağız. Önemli olan, bu kriz döneminde atacağımız adımların, alacağımız kararların ve bırakacağımız izlerin bizi gelecekte güçlendirmesidir. Unutulmamalıdır ki kriz dönemleri, çalışan bağlılığının arttığı, ilişkilerin geliştiği, güvenin yükseldiği, toplumsal itibarın sağlandığı dönemler haline gelebilir. Bu süreçte çalışanlarının, tedarikçilerinin ve halkın hak ve hukukunu koruyan ve kollayan şirketler, uzun vadede büyük kazanımlar elde edebilir.

 

Kamu ilişkileri, sosyal yönetim ve çalışan ilişkilerini nasıl yöneteceğiniz konusunda yardıma ihtiyacınız varsa, ÜCRETSİZ tavsiye istemek için info@corperaconsulting.com adresine e-posta gönderiniz. Yardımcı olmaktan memnuniyet duyarız.   

Contact Form

Contact us for all questions, suggestions

...